Aile içi şiddet

ileGülderen Kılıç

Aile içi şiddet

*Hocam ben H. Ö. arkadaşım K. B. öncelikle okulumuzda Sosyal Psikoloji dersinde aile içi şiddetle ilgili yapacağımız çalışmada bize yardımcı olmak için bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz teşekkür ederiz.

*Ben teşekkür ederim size. Aile içi şiddet önemli ve toplumu ilgilendiren bir konu bende elimden geldiği kadar sorularınızı cevaplamaya çalışacağım.

 İlk başta sizi tanıyabilir miyiz?

– Ben Gülderen Kılıç, Marmara Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik mezunuyum. Yüksek lisansımı ise İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Uygulamalı Psikoloji üzerine yaptım.  Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nde 4. Sınıf psikoloji öğrencilerine Aile Terapileri dersini veriyorum. Bir Lisede psikolojik danışman olarak çalışıyorum ve dinamik yönelimli terapi yapıyorum.

 

 Aile içi şiddetten ne anlıyorsunuz? Sizin için ne demek?

-Aile içi şiddet; aileyi oluşturan anne, baba, çocuk birimlerinden güçlü olanın zayıf olana uyguladığı fiziksel, ruhsal şiddeti ifade ediyor. Şiddetinde şiddet olduğunu nereden anlıyoruz? Şiddete maruz kalanın fiziksel ve duygusal olarak zarar gördüğünden yola çıkarak anlıyoruz. Şiddetin derecesi fiziksel şiddet ise bir doktor muayenesi ile belirlenir. Ruhsal yaralanmanın boyutu ise psikologlar tarafından uygun anketler ve testlerle belirlenir. Terapiye yansıdığında da travmanın düzeyi, kişiyi nasıl etkilediği ile ilgili değerlendirme yapılıp terapi süreci başlatılır.

 

Sizce aile içi şiddetin faktörleri, nedenleri nelerdir?

-Aile içi şiddetin nedenlerini şöyle açıklayabiliriz. Çocuk gözlem yoluyla öğrenir. Eğer aile içinde şiddet gösteren, şiddete maruz kalan bireyler varsa çocuk bunlardan etkilenir. Kendisi maruz kalmasa bile ilerde anne babayı taklit eder. Bu kaçınılmazdır çünkü biz kimliğimizi, hayatı aile içinde öğreniriz. Çocuk yetişkin olduğunda aynı durum, aynı sorunla karşılaştığında anne babası gibi tepki verir. Eğer anne babası sorunları şiddet yoluyla çözüyorsa çocukta şiddete başvuracaktır. Kendine şiddet uygulanıyorsa çocukta ilerde kendinden zayıf olana şiddet uygulayacaktır, bu şiddet fiziksel şiddet de olabilir, duygusal ve cinsel şiddet de. Bir neden olarak da  ekonomik ve kültürel etkenlerden bahsedebiliriz. İnsanların eğitim ve ekonomik düzeyleri düştükçe  haz alma, iyi hissetme alternatifleri azalır. Bu durum kişilerin kendilerini rahatlamalarına ve geliştirmelerine engel olur. Aile daha kapalı dışa açık olmayan bir birim haline gelir,  bu durumda da bütün kötü ya da sorunlu duygular aile içine yansıtılır. Mesela baba iş yerinde kötü muamele görüyor ya da çok az kazanıyor bu sıkıntıyı dışarı yansıtamadığında eve gelip eşine ve ya çocuğuna yansıtabilir. Üst ekonomik düzey ailelerde şiddet duygusal şiddet ağırlıklı olabilir, fiziksek ve cinsel olmakla birlikte, orda da sorun istediğine ulaşamadığında, hazzı ertelendiğinde, istediğine sahip olamadığında görülür. Biz terapistler daha çok şiddetin ilişkisel düzeydeki nedenleri üzerine eğilip, çözüm üretme yoluna gideriz.

Aile içi şiddetin sosyal ve duygusal sonuçları nelerdir?

-Kişi aile içinde olduğu kadar toplumda da bir bireydir. Aile dışında mesela iş hayatında, arkadaş ortamında da bir hayatımız vardır. Eğer birey aile içinde şiddet görüyorsa bunu arkadaşlarına, çalıştığı ortama yansıtması mümkündür.  Nasıl mümkün? Örneğin; kişi kendisi geçmişte şiddet gördü şimdi yetişkin, sevgilisi var, sevgilisine şiddet uygulayabilir. Şiddet gösterme eğilimi testosteron hormonundan dolayı erkeklerde daha fazladır. Bu şiddeti birine yöneltmesi için yeterli bir sebep mi? Kesinlikle değil. Kültürel sebeplerde etkilidir erkeklerin şiddete yöneliminin daha fazla olmasında. Gelişmemiş ya da az gelişmiş kültürlerde erkek çocukların biraz daha rahat olması, sınır ihlallerine izin verilmesi, saldırganlığın hoş görülmesi erkek çocukların saldırgan eğilimler ve davranışlara yönelmelerine sebep olabiliyor.  Hepimizin saldırgan dürtüleri var bunları bastırabiliyoruz, kanalize edebiliyoruz. Ne yapıyoruz? Sanat yapıyoruz, bilim üretiyoruz, çalışıyoruz, spor yapıyoruz, bütün bunlar saldırganlık dürtümüzle baş etmemizi ve işlevsel olarak kullanmamızı sağlar. Bazı kişiler saldırganlığına sınır koymayı beceremiyor, öğrenemiyor. Çünkü biz duygularımızla baş etmeyi de aileden öğreniyoruz. Bu kişiler zor bir durum karşısında kaldığında, öfkesi tetiklendiğinde eyleme vuruyor. Kendisinden zayıf olanlara şiddet uygulayabiliyor. Eşi, çocuğu, sevgilisi olabilir. İşyerinde alt kademelere duygusal anlamda eziyet edebiliyor ya da fiziksel şiddet uygulayabiliyor. Şiddet, depresyon ve panik atak gibi ağır psikolojik rahatsızlıklara da yol açabilir. Aile içi şiddet sadece aile içinde kalan basit bir konu değil topluma yönelen, toplumu ilgilendiren bir konudur.

Aile içi şiddet terapide nasıl ele alınır?

-Terapiye şiddet uygulayan gelmez. Genellikle maruz kalan gelir. Çocuğu da anne babası isterse getirir. Çift terapisine ise eğer erkek eşine kötü davranıyorsa genellikle kadının ısrarı ile terapiye  gelir. Fiziksel şiddetten çok duygusal şiddet, ihmal diyebileceğimiz durumlar terapiye geliyor. Fiziksel şiddet uygulayıp terapiye gelen çift çok olmuyor. Çünkü şiddet uygulayan kişi çözüme yönelik olmuyor, kendinde hatayı ya da  kendi sorumluluğunu göremiyor. Şiddet uygulayan sorunu, suçu, hatayı  dışarıda görüyor ve karşısındakinin düzelmesi gerektiğine inanarak onu suçluyor bazen de fiziksel şiddet uygulayabiliyor. Sorundaki payını göremiyor bu yüzden de terapiye gelmiyor. Benim karşılaştığım bir vakada babanın ciddi öfke patlamaları vardı ama fiziksel şiddet değildi çocuğun eşyalarını kırmak, korkutmak gibi davranışları oluyordu. Böyle durumlarda ben önce şiddet durumuna, eyleme vurmalara  müdahale ediyorum, çünkü bunu daha etik ve doğru buluyorum. Fiziksel şiddet, kötü bir muamele, taciz olduğu zaman terapi olmaz. Terapi olması için daha esenlikli, güvenli bir ortam olması lazım, öncelikle çocuğun ya da kişinin hayatında bunu sağlamamız gerekiyor. Fiziksel sağlık ve can güvenliğini sağladıktan sonra ruhsal iyileşmeyi yapabiliriz. Eğer terapiye gelmişse şiddet uygulayan, yardım istiyorsa, onun bu şiddete ne için eğilim gösterdiğine yönelik bakış açısı kazandırmak gerekir. Sadece mağduru haklı görmek bu sorunu çözmez. İki tarafında ruhsal ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çalışmamız iyi olur. İki tarafında sorunlarını çözmeye yönelik tutumlar, yöntemler, teknikler geliştirebiliriz.

Sosyal sorumluluk projeleri neler olabilir? Kurumlar neler yapabilir?

-Şiddetin nedenleri, etkileri hakkında toplumu, anne-babaları bilgilendirme çalışmaları yapılabilir. Sanatsal çalışmalar arttırılabilir. Ruhsal iyileşmeye yönelik sosyal çalışmalar yapılabilir. Psikodrama, tarzı sanatsal etkinlikler gibi kişilerin ruhsal dünyasını iyileştirecek, rahatlatacak çalışmalar yapılabilir. Belediyeler ve sivil toplum kuruluşları ile ortak çalışmalar yürütülebilir. Şehir hayatı çok stresli bu da şiddeti tetikler sosyal olarak bunlara dair önlemler alınabilir. Sosyologlar ve psikologlar ile birlikte çalışma yapılabilir.

 

Kadınlar ne tür şiddete maruz kalıyor? Çocuklar nasıl etkileniyor?

-Kadınlar bizim gibi gelişmekte olan toplumlarda kız çocuk olmayla bile dezavantajlı oluyor aslında bu bile şiddettir. Çocuğun cinsiyetinden dolayı dışlanması, hoş karşılanmaması bence şiddetin başlangıcı. Tabi ki bu durum ailenin kültürel yapısı, eğitim düzeyi ve bilinçlilik düzeyi ile değişir. Kız çocuk-erkek çocuk ayrımı eskiden daha keskindi şuan biraz daha iyi durumda. Kız çocuklarına büyürken sorumluluk biraz daha fazla yükleniyor. Kendini korumak zoruna olmak, dışarıya açılmak ve bağımsız hareket etmek gibi konularda biraz daha engelleyici bir ortamda büyüyebiliyor. Kadın bedeninin zarar görmeye daha müsait, daha zayıf, daha kırılgan bir beden yapısı olması buna neden gösteriliyor. Cinsel olarak da saldırıya, istismara uygun bir yapısı olduğu. Bu da kadının bir eksikliği gibi oluyor. Kadının fiziksel olarak erkeğe göre daha zayıf olması şiddet eğilimini arttırıyor. Kız çocuğu eğitim, sosyal koşullardan ve gelişimsel etkinliklerden ve dış dünyanın kattıklarından daha az yararlanıyor. Kız çocuğunun eğitimden, sosyal destekten, bu gelişimsel aktivitelerden yararlanamamasından dolayı iş hayatında da var olamıyor ya da daz az var oluyor. Bu durum erkeğe muhtaçlığını arttırıyor. Erkek hem fiziksel hem ekonomik olarak kadından güçlü oluyor. Kadına bu durum iyi gelmiyor çünkü o da bir birey üretmek, gelişmek onunda ihtiyacı, kadın üretkenliği olmayınca sadece çocukla kalınca mutsuz oluyor. Mutsuz olunca eşine belki duygusal şiddet gösteriyor, sevgi vermiyor, ihmal ediyor, hakaret ediyor ve kadın da bu şekilde şiddet gösterebiliyor. Çünkü kadının kendi hayatı çok kısır, mutsuz çocuğuna da kötü davranabiliyor bunun sonucunda. Erkek gücü kadın üzerinden kötüye kullanabiliyor. Sinirlenince dövebiliyor, hakareti arttırıyor ya da ekonomik olarak kısıtlıyor, tehdit edebiliyor.  Bu tarz bir güç dengesizliği kadını daha fazla etkiliyor. Ruhsal hastalıklar kadınlarda bu yüzden daha fazla görülüyor.

 

Kadın cinayetleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Çok kötü, büyük haksızlık, bir canlının diğer bir canlının hayatını elinden almaya kesinlikle hakkı yok. Fakat, maalesef ki ülkemizde kadın cinayetleri gerçekleşiyor. Toplumsal bir olay olduğu için sosyologların da değerlendirmesi gerekiyor. Sosyal koşullardan, medyadan da etkileniyor. Medya da uyaranların fazla olması hem olumlu hem olumsuz etkiliyor. Medya sayesinde dünyanın öbür ucundaki şiddeti, savaşı görüyoruz. Bunlara maruz kalıyoruz. Beynimize birçok veri giriyor. Bilgi açısından güzel ancak dezavantajı da olumsuza da maruz kalıyoruz. Bünye bunları filtreleyemiyor. Böyle olunca da eyleme dönüşüyor. Beynimizde ayna nöronlar vardır. Bunlar sayesinde karşımızdakinin yaptığını gördüğümüzde biz de yapıyormuş gibi hissederiz. O zaman da göre göre beynimizde nöronlar ateşlenir ve saldırganlık ve öfke ile ilgili bölgemiz daha aktif çalışır. Bu da bizim eyleme geçmemizi arttırır. Bu eylem en yakınımızdakilere yöneliyor. Bu da şiddetin, kadın cinayetlerinin devam etmesine, artmasına neden oluyor.  Ebeveynlerin çocuklarına erken yaşta düşünmeye yönelik  üst düzey zihinsel becerilerini kullanmayı öğretmesi gerekiyor. Çocuk yetişkin olduğunda sorunlarını dürtüsel ve duygusal değil de düşünerek çözmeyi öğrenir. İlişkide sorun olduğunda bu ilişkideki sorun ne? Benim sorumluluğum ne? Onun sorumluluğu ne? Ben bu ilişkiyi istiyor muyum? gibi sorular sorarak düşünür. Bunların haricinde sınır ve yakınlık sorunundan da kaynaklandığını düşünüyorum. Tek ve biricik bir birey olmak bize ruhsal olarak iyi gelir. Yakın ilişkilerde sınırları koruyamayınca bu düzen bozulur. Karşı tarafı uzaklaştırma eylemine başvurulur. Çok ciddi bir sınır sorunu varsa karşı tarafı yok etmeye kadar gider. Bir sebep de, hayır denildiğinde, reddedildiğimizde biz bu kötü hissi kitap okumak, arkadaşlarımızla dertleşmek gibi farklı yollarla tolere etmeye çalışırız. Ancak kişide alt düzey bir kişilik organizasyonu varsa, olumsuz duyguları tolere edemiyorsa ve bu duygulara dayanamıyorsa karşıdakini yok etmeye kadar gider.

Çocuk işçiler ve çocukların şiddet görmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Ülkemizde çocuklara karşı duygular karmaşıktır. Bir yandan çocuk çok yüceltilirken bir yandan da çocuğa her türlü muamele yapılıyor, bence burada bir sorun var. Tabi ki bu durum herkes için geçerli değil ancak toplumumuzda yaygın bunları medyadan görebiliyoruz.  Bunun derin sebepleri var. Çocukla var olan bir toplumuz özellikle kadınların değeri annelikle oluyor. Toplumuzda kadının ekonomik, akademik, sosyal başarı elde etmesi erkeklere göre daha zor. Hepimizin değerlilik, iyi olma, iyi görünme ihtiyacı var. Kadının elinden bunları alınca elinde sadece anneliği kalıyor. Annelikle değerli olunca çocukla çok meşgul oluyor. Bir ilişki ne kadar yakın ve sürekli olursa o ilişki bozulmaya o kadar müsaittir. Çocuğa kötü muamelenin bununla alakalı olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde şu dönemde zayıf olana yani kadınlara, hayvanlara, çocuklara tahammül azaldığı görülüyor. Bunun birçok sosyolojik sebebi ve psikolojik sebebi var. Psikolojik sebepleri belki de gün yüzüne çıkmadan durdurulabilecekken sosyolojik sebepler bunları tetikliyor. Eğitim, gelişmişlik düzeyi, üst beyin becerilerini kullanmak bizi eyleme vurmaktan korur. Çocuk işçiler için ise şunu diyebilirim. Çocuk zayıftır, gelişmemiştir. Gelişmesi için bakılır, bedensel olarak korunur, Gelişmemiş bir varlığın üzerine daha fazla yük yüklemek kesinlikle doğru değildir. Çocuk çalıştırmak bir şiddettir, istismardır. Bu yüzden çocukların çalıştırılması kesinlikle doğru değildir.

 

Reklamların ve dizilerin aile içi şiddete etkileri nelerdir?

-Diziler ve reklamlar gerçekleri yansıtmıyor. İki uçlu mesaj veriyor. Ya çok ideal bir hayat izlenimi veriyor ya da çok kötü bir hayatmış izlenimi veriyor. Bence bu da insanların beynini bozuyor. Diziler gerçekleri yansıtmıyor. Diziler para kazanmak için yapılan işlerdir. İnsan analizleri de iyi. İnsanları daha çok ne etkiler diye yola çıkıyorlar. İnsanı duygular ve cinsellik, saldırganlık dürtüleri etkiler. Onlar da bunlarla insanları etkileme yollarını buluyorlar. Ne yapıyorlar? Daha çok o tarz içerikleri kullanıyorlar. Şiddetin çok olması, kadın figürlerinin daha çok kullanılması gibi. Bence bunlar insanlar için model oluyor. Ama bu model iyi olmuyor. Eğer medya ile iyi bir model verilse biz de toplum olarak bunu model aldığımız için gördüklerimizden etkilenip daha iyiye yönelebiliriz. Ama olumsuz olunca da olumsuzdan etkileniyoruz. Dizilerdeki hayat daha ideal görünüyor ama gerçek hayat ortalamadır. Çok iyi ve ya çok kötü değildir ortalamadır ikisi karışıktır.  Böyle olunca da eşler birbirlerini beğenmiyor. Erkek kadının kadınlığını beğenmeyebiliyor, kadın erkeğin maddi gücünü, Kişinin kendi gerçekliğini kabul , kendinden memnuniyet ve sorun çözme becerisini olumsuz etkiliyor. Duygusal olarak da tabii ki tatminsiz oluyor. Bunlarda şiddete yol açabilir. 

 

Aile içi şiddet hangi tür aile yapılarında görülür?

-Daha otoriter, daha geleneksel ailelerde şiddetin görülme ihtimali daha yüksektir. Çünkü hiyerarşi çok katıdır. Güçlü olan çok güçlüdür, zayıf olan çok zayıftır. Zayıf olanın söz hakkı yoktur. O zaman güçlü olanın güçsüz olana her istediğini yapma, yaptırma hakkı doğar. Mantık olarak bu böyledir bunun içinde şiddetin olmaması mümkün değildir. Hem cinsel hem fiziksel şiddet görülebilir. Bu daha çok kadına ve çocuğa yönelik olur. Daha demokrat daha eşit herkesin söz hakkının olduğu kişinin zayıflıklarının karşı tarafa güç sağlamadığı ailelerde şiddet daha az olur. Çünkü bir konuda zayıfsındır ama öbür konuda iyisindir. Bunu görebilen, güce daha az ihtiyaç duyan ailelerde şiddet daha az olur. Çocuk aile içinde en zayıftır. Çocuk fiziksel ve gelişimsel olarak yetişkinden zayıf da olsa bazı şeylerde iyi olduğu, ayrı birey olduğuyla  ilgili bir kabul olmalıdır. Çünkü çocuğun sadece seviliyor olması yeterli değildir, yaşına uygun varlığının kabulü sevilmesi kadar önemlidir.

Aile içi şiddeti önlemek için neler yapılabilir?

-Tabi ki çok şey yapılabilir. Sadece kendi kuşağımızı değil sonraki kuşakları da düşünülerek hareket edilmelidir. Çünkü bugün olan bir olay gelecek kuşakları aile içi veya toplumsal  olarak etkiliyor. O yüzden bence çok şey yapılmalı ama tabi ki tek bir kurumun, birimin yapabileceği bir şey değil bu.  Herkes bunun durdurulması, önlenmesi gereken bir şey gibi görmeli, kendisini sorumlu hissetmelidir. Hukuktan, psikolojiden, sosyolojiden, siyasetten herkes koordineli çalışmalı ve işbirliği yapmalıdır. Neler yapılabilir? Eğitimler verilebilir. Hukukta şiddetin yaptırımlarının kesin olması gerekir. Psikologlarla iş birliği halinde ruhsal çalışmalar yapılabilir ve terapilere ulaşımın kolaylaştırılması sağlanabilir. Çocuklara anaokulundan itibaren eğitimler verilebilir ve çocuklara önleyici, destekleyici hizmetler verilebilir, kadınlara kendileri var edebilecekleri, üretkenliklerini arttırıcı imkanlar yaratılabilir, erkeklere kendilerini daha fazla tanımalarına imkan sağlayacak eğitim imkanları sağlanabilir. Daha çok şey vardır yapılacak, söylenecek fakat dediğim gibi çok kapsamlı bir konu. Yine de bir yerden başlamak lazım, sizi de tebrik ediyorum sizde öğrenci olarak bir yerden başlamış bu konuya ilgi göstermişsiniz.

Yazar hakkında

Gülderen Kılıç administrator

Uzman Psikolog / Psikoterapist