Yazar Arşivi Gülderen Kılıç

ileGülderen Kılıç

Psikoterapi Öyküleri-A’nın Öyküsü-

Kendisi gençti fakat ruhunda kim bilir kaç kuşak dans ediyordu ve her birinin acıları ve mutlulukları korkuları ve öfkeleri oradan oraya savruluyordu, yaşadığıyla içinden yaşanılanları korumak için köşesine saklanmış iki büklüm ağlıyordu. Kırmızı başlıklı kız misali babaannesi anneannesi annesi geçmiş kadınları tarafından yutulmuş gibiydi, kız çocuğuydu  odanın bir köşesinde annesinin geleceği saati bekliyordu, saati çözemiyor yelkovanın ilerlemesi ilerlerken çıkardığı ritmik ses sakinleştiriyor umut veriyordu, zamanı anladığında büyüceğini böyle geçen günlerde anlamıştı. 

Terapiye bu yüklerle gelmiş her şeyi kendinden biliyordu, çok acı çekiyordu, geliş gidişleri o yaşta terapiye sıkıca tutunması beni şaşırtıyordu. annesi durumu çok hızlı çözüp onun terapisinden hızla uzaklaşmış kızının gelmemesi için elinden geleni yapıyordu, kızında kalmazsa yük kendine dönecekti ve bu yükü almak istemiyordu dördüncü yılın sonu oldu anne daha bir uzaklarda kayboldu, bana dokunmayın yeteri artık açık açık söylüyordu, o kendinden başka bir yer bulamadığından ağır aksak iyileşmeye uğraşıyordu, annesine ihanet etmeden iyileşmek istiyor istedikçe gerçeğe bakamıyor bakarsa yalnızlığında kaybolmaktan korkuyordu, gelişleri beni şaşırtıyordu düzenli çoğunlukla aksatmadan, seanslarda elinden geldiği kadar uğraşıyor, tutunacak dal bulmuş bırakmıyordu, bense kendi gelişimim kadar sağlam bir dal oluyor ve yoluma devam ediyordum, kendi gerçeğimi bulmaya çalışıyordum, bazen kayboluyor bazen yepyeni su yüzüne çıkıyordum,

Ne iyi gelmişti bunca yıl neden bana inanmıştı ve vazgeçmemişti, terk etmemiştim, içten yanım vardı, acemiliklerim vardı bu belki samimiyet ve güven yaratıyor bir yandan da tamamen iyileşmekten koruyordu, annesini korumak zorundaydık, yoksa nasıl yaşardı? Kendini  bulma sürecinin heyecanı  kendi yolunda devam etmesini sağladı yavaştı gençti belki çok uzun zamanı vardı bir de annesi. Annesine borcunu aynı mesleği seçerek ödedi, tıp okumaya karar verdi, psikiyatri düşünmesi benle ilgiliydi, rehberleri önemliydi, bazen eşit bazen saldırgan tavırları bazen sevgiye aç halleriyle bir çocuk kadar masumdu, sabırlı ve hoşgörülüydü, kendi terapist yolculuğumda yenilendiğim noktaları hiç yadırgamadı hızla aldı ve değişimi için motivasyonu çabası iki katına çıktı, benle daha az ilgilenmeye başladı, en sevdiği ve kafasını en çok karıştıran çalışma sen başkasın ben başkayım ayrışma, çalıştıkça çok umutlanıyor, ayrı olma deneyiminin hazzını yaşıyor böyle yaşamak çok güzelmiş diyor fakat bir yandan umutlandıkça kötüleşiyordu, annesi ne olacaktı? Annesiz olur muydu? Çocuklar annesine ihanet etmezdi, anneyi anlamamak günahkar olmak demekti, babası aralarda seansın konusu oluyordu, erkelerden konuşmak heyecan veriyor utangaç çocuk gibi oluyordu, erkekler gitmek demekti yükleriyle bırakmak istemediği annesi, manik depresif ablası, sağı solu belli olmayan babası vardı, iyileşip onlara bakacaktı, mümkün müydü değildi? Seanlarda onları iyileştiremeyeceğini duymak onu çok rahatlatıyor, fakat etkisi kısa sürüyordu, bazen ben düşman oluyordum onu anne babasından alan masallardaki cadı kadın, bazen de kül kedisindeki peri, ben hayatında olayım istiyordu, ailesiyle bir başına baş edecek gücü yoktu, kendini tamamlarken ve dış dünyada hayat kurarken onlar yoktu ben arada bir yerde durmalı ona gerçeği ve kendini göstererek büyütmeliydim, kısmi annelik işlevi?

Süreci ve büyümeyi kendi belirliyor ben onun izin verdiği kadarına dokunuyordum, çok seansa getirmese de dış dünyada terapiyi çalıştığını anlıyordum, daha büyümemiş bir fidan gibiydi ailesinden ailesinin travmalarını bırakmaya henüz hazır değildi, zamana ihtiyacı vardı, zamanı boldu, daha çok gençti.

Bir mücadelesi daha sonuç verdi annesi terapiye gelmeye karar verdi, anne bir çocuk gibi heyecanlıydı, kaygılıydı, kendim için diyordu(bu iyiye işaretti), çok yükü vardı çok zamanı geçmişti, yine de kızıyla bir şeyler fark etmiş, inkar etmiş bana kızmıştı zaman zaman yine de benim varlığım yükünü hafifletiyordu, kızının ısrarlı değişim çabası ve anne olarak ona gösterdikleri ve katıldığı bir grup çalışması, bizim terapimizi, kızının söylediklerini doğruluyordu, görmek bilmek ve tutarlılık onu hızlandırmış, kendisi için büyük bir adım atmasına neden olmuştu.

 

ileGülderen Kılıç

Depresyon Kendini Kandıramama Hastalığıdır

Depresyon; kişinin günlük işlerini, sosyal hayatını devam ettiremeyecek yoğunluktaki mutsuzluktan hafif düzeyde keyifsizlik ve isteksizlik şeklinde belirtileri olan ruhsal  yaşantı halidir. Ağır seyreden ve uzun süren durumu hastalık olarak tanımlanıp tedavi ihtiyacı görülmektedir.

Depresyon gerekli midir?

İnsanın üzülmesi, hayal kırıklığı yaşaması, reddedilmesi, kayıp yaşaması, engellenmesi, isteğini elde edememesi gibi durumların insanda yarattığı duygu hali depresyon skalasında bir yer alır.

Depresyona bakış çoğunlukla negatiftir, kurtulmak için her şey yapılır. Bireyin tüm güçlü olma fantazisi ile sistemin işe yarar olma beklentisi, bu insanı derinleştiren, olgunlaştıran, kendini, ötekini anlama, hissetme, görme kapasitesini arttıran süreci yaşamasına izin vermez.

Çılgınca alış-verişler, hiç bitmeyen tatiller, aşırı yeme, seks, alkol ve maddeye yönelme, kontrolsüz antidepresan ya da diğer rahatlatıcı ilaçlara başvurma acı duygusuna karşı güçlü savunmalardır. Günlük yaşam içinde kişi bunların hafif düzeyini negatif duygulardan kaçmak için kullanır, kaçtıkça duygu artar, depresyon denen yoğun, elini kolunu bağlayan duygu seli kişiyi esir alır. Kişi hala bu duyguları inkar etmeye çalışıyorsa yıkıcı eylemler görülebilir; intihar, cinayet, cinsel kötüye kullanma ya da buna maruz kalma, madde kullanımı gibi kendi hayatına ve çevresinin hayatına zarar verici eylemler boyutuna varabilir.

Kötü dediğimiz, bize acı veren duygulardan kaçışımız yoktur, sadece biraz zaman kazanabiliriz ya da bu duyguları yaşamaktansa yıkıcı eylemler içinde kayboluruz.

Ruhsal gelişimde  depresif dönem olur mu?

Psikanalitik kurama göre evet. Çocuğun gelişiminde depresif dönem adı altında gelişimsel bir dönem vardır. Bu dönem bir yaşla üç yaş civarındadır, çocuğun bedensel ve zihinsel gelişimiyle birlikte dünyanın, kişilerin  sınırlarını ve sınırlılıklarını algısal olarak keşfettiği ve ruhsal olarak da bunu sindirmeye çalıştığı adaptasyon dönemidir ve bu dönem her çocuk için olgunlaştırıcıdır. Gerçekliğin ve gerçekliğin sınırlarının, engellerinin farkedildiği bir dönemdir. Anne-babanın ruhsal olgunluğu, gerçeklikle ilişkisi çocuğun bu dönemi nasıl geçireceğinin de belirleyicisidir.

Neden depresif duygulara; üzüntü, yas, kayıp duygulara dayanamadığımız bir önceki dönemde neler olduğuyla da alakalıdır. Depresif dönemin öncesindeki dönem bir yaş civarına kadar süren şizoid-paronoid dönemdir. Bu dönem; çocuğun kendini yetişkinin bir uzantısı gibi yaşadığı, benliğinin henüz oluşmadığı, duygularını dışa attığı, dışarıyı da tehdit algıladığı yani henüz gerçekliği bilmediği bir dönemdir. Negatif bir bakış öldürme gibi algılanabilir, duyguyu eylem olacakmış gibi tepki verilebilir. Çocuk dünya karşısında yabancı ve deneyimsizdir, bu dönem gelişimsel olarak sağlıklı olup bebek hayatta kalma içgüdüsü tarafından yönlendirilir. 

Paranoid döneme; dış dünyanın da iç dünyanın da tüm güçlü olduğunu zannedildiği, sınırın olmadığı, bazen dışarısı kendisi, bazen de içerisinin dışarısı olduğu, kişileri ve kendini bütün algılayamadığı, ya kötü ya iyi olarak böldüğü, büyüteç altında yaşanıyor gibi algılanan bir dönemdir diyebiliriz. Her şeyin garip, büyük olduğu, sınırların kaybolduğu bir deneyim halidir. Bu görüntülerin nasıl değişeceği, nasıl bir ruhsal yapıya evrileceği, anne-babanın dünyayı, kendini nasıl algılayıp çocuğu nasıl gördüğüne göre farklılaşacaktır.

Az zararla bu dönemi tamamlarsak yavaşça depresif döneme geçeriz. Yani gördüklerimizin şekli, yoğunluğu, biçimi, varlığı değişmeye başlar, insanlar fark edilir. İçerisi-dışarısı, ben ve öteki ayrımı başalar, bu kayıp duygusunu da beraberinde getirir. İnsanlar vardır, iradeleri vardır, hareket ederler, isterlerse gelirler, isterlerse severler, beslenmek için bir şey yapmak da gerekir. O büyülü dünya bozulmuştur, herkes insandır, garip çarpık da olsa büyük olan görüntü kaybolmuştur, bunun yası yaşanır ve adaptasyon başlar. Ayrılığını, tekliğini, sınırları kabulle birlikte kendisi de sorumluluk alır, isteği için çabalar, alış-verişi öğrenir.

Ailenin yapısı davranışlarıyla biçim alacak şekilde esnek olan ruhsal yapı için hayatta kalmak birinci amaçtır. Anne-babanın ruhsallığı nasılsa çocuk onu kopyalayıp öyle hissedip öyle davranır. Çocuk bu yaşlarda dışarıya karşı savunmasızdır, sınırları olmayan bir varlıktır ve insan olması diğerlerinin varlığına bağlıdır, bunu deneyimle keşfeden insan canlısının en önemli becerisi uyumdur. Uyum becerisi sayesinde bebek, önce aile sistemini çözmek için beynini kullanmış ve yaratıcılığını geliştirmiş, daha sonra da insan, medeniyet ve teknolojiyi yaratmış, yaratmaya devam etmektedir.

Depresif dönemden çok  paranoid dönemin özelliklerinin günümüz insan ruhsallığında baskın olduğu görülmektedir, narsistik dediğimiz tüm güçlü, zıddı tüm güçsüz olduğu dönemin motivasyonuyla hareket etmektedir.

 Zamanın hiç mi suçu yok?

İnsan davranışlarında gelişimsel olarak medeniyetle birlikte ilerleme beklenirken daha ilkel savunmalarla (inkar, bölme, eyleme vurma gibi) hareket ettiği gözlemlenmektedir. Anti-depresanlar çok yaygın kullanılmakta, alışverişler yapılmakta, keyif verecek şeylerin adeta tutsağı olunmaktadır. Kişiler için haz hayatta kalmayla eş anlamlı olmuş,  acı o kadar katlanılmaz hale gelmiştir ki, ölmek ve öldürmek o duyguyu hissetmekten daha kolay olmuştur.

Bu sürecin bir nedeni de insanın kuşakların acısını, travmasını  da taşıyamaz hale gelmesidir. Nasıl mı? Kaç kuşaktır insanın var olmak için verdiği savaşlar, acılar, kayıplar, korkular kuşaktan kuşağa aktarılıp bugüne gelmiş ve bu yük belki de insanlığı yormuş ve insanın gücünü aşıyor olabilir. Bir yandan da insan bu yükü taşımamanın yolları peşinde, kaçış aramaktadır, bu kaçış yolları sonunu getirecek bile olsa.

İnsan tarihin arasında kendini kaybetmiş ya da tarihe sırtını dönmek istiyor olabilir, bu yüzden de kendi acısına dayanamıyor, acıdan kaçıyor, haz arıyor olabilir. Fakat kendi acısından kaçtığı sürece de hem kendi hayatı hem de gelecek kuşakların hayatı olumsuz etkilenecektir.

Psikologlar, sosyologlar günümüz insanının yapısını iyi analiz etmeli ve kitleleri bilinçlendirmelidir. Bu hiç kolay olmayacaktır. Çünkü; kitlelere ulaşma hızları bir görüntünün ulaşma hızından çok daha düşük olacaktır. Bilginin karmaşıklığını içselleştirmek, zaman, emek, düşünmek gerektirecektir, fakat bir görüntü, bir kaza, bir ölüm, cinayet, seksi bir figür insan beynini daha hızlı ve yoğun ateşleyeceği için düşünme gibi üst işlevleri bloke edecek, kişi bu yoğun duyguların esiri olarak sürüklenecektir; cinayet, tecavüz gibi kontrolü dışında eylemlerde bulunacak ve yaptığı bu eylemler sorulduğunda mantıklı bir açıklama yapamayacaktır.

Tüketim,  kitle iletişim araçları, teknoloji, sosyal medya derken uyaran bombardımanı altında kendini koruyamayan insan benliğinin parçalanmaması için tüm güçlülüğe sığınmış durumda. Zayıflığını, ötekine ihtiyacı, kaybı hatırlatan her şeyden kaçmakta, kaçmaya zorlanmaktadır, arabanın hızına yetişmek zorundadır hayatta kalma stratejileridir bütün bunlar, bilinçdışımız tekrar yapılanmaktadır.

Psikolojik baktığımızda gelişimsel olarak daha geride sayılan paranoid-sizoid döneme ait olan tüm güçlü olarak hayatta kalma fantezisiyle hareket ediyorsak, ki; acıdan kaçışımız, gerçekliği reddeşimiz, iyi ve kötüyü bölmemiz, tüm güçlü olma yönünde kişisel ve toplumsal olarak yapılanlar düşünüldüğünde  öyle görünüyor, bu yapının ayakta kalması gelişimsel olarak mümkün görünmüyor.  İnsan kendi zayıflığının güce dönüştürme paradoksuna düşmüştür.

İnsanın zayıflığını, gerçeğin, etrafa muhtaçlığın, sınırların kabulünü reddettiğimiz, acıya, üzüntüye, negatif duyguya tahammül edemediğimiz içinse bu yaptıklarımız ruhsallığın bir parçasının inkarı söz konusudur.  Bastırılan, görmezden gelinen şey yok olmaz daha da güçlenir ve organizmaya zarar verir. Bu yüzden üzülebiliyor ve bu duygudan çıkabiliyorsanız, yalnız kalabiliyor, kendinizi dinleyebiliyorsanız, terk edildiğinizde ya da ayrılık yaşadığınızda yas duygusuna dayanabiliyorsanız, kendinizi çok güçlü ve şanslı saymalısınız. Depresyona girmekten de korkmamalısınız, olumsuz duygularınızla barışıksınız ve de benliğiniz hem olumlu hem olumsuz duyguyu barındırabilen bütün bir yapıya sahip demektir.

Depresyon iyidir

Ruhsal gelişim olarak ileri gitmek istiyorsak , sağlıklı olan bu depresif dönemi atlatıp hayatı daha gerçekçi yaşamak, acıya tahammül edebilmek, kendi benliğinin ihtiyacı olan hazzı deneyimlemek, ben ve ötekini ayrıştırıp anlamlı ilişkiler kurabilmek istiyorsak  kendimizden başlayıp, olumsuz duygularımızla barışmak zorundayız.

Öldürmeyen acı güçlendirir demiş Nietzsche.

Hazzı ertelemenin, hazzı durdurmanın, agresyonu bekletmenin, dönüştürmenin verdiği sancılı süreçtir sağlıklı depresif hal, yani insan olmanın yoludur.

Önce mutsuzluğunuzla barışın, sistemin tüketim amaçlı verdiği açık ve örtük mesajlarına karşı uyanık olan, reklamlara dikkat edin (masallardaki hazzı vaad ederek çocuk fantilerimizi harekete geçiren).

Ölümcül acılara düşmemek için, hayatın içindeki küçük acılardan, yoksunluklardan, hayal kırıklıklarından kaçmayın. Mümkünse kötü duyguyu yaşayın, mutlu olmak için çırpınmayın, hele de kötü duygudan kaçmak için rasgele haz peşinde koşmayın, mutsuzsanız mutsuz olun mutluysanız mutlu.

Çöp yığını gibi düşünün bastırdığınız şey ne kadar büyükse patlaması da beklemediğiniz zamanda ve etkisi de bir o kadar büyük olur.

Geçmiş kuşakların davranışlarından siz sorumlu değilsiniz, onların yükünü taşımayın, kendi hayatınız ve davranışlarınızın sorumluluğunu alın.

Depresyona girmek istemiyorsanız küçük depresyonlara girin, depresyonunuz büyükse günlük hayatla, işle baş edemiyorsanız, keyif aldığınız şeyler artık iyi hissetmenize yetmiyorsa, çevrenin, kitapların verdiği tavsiyeler işe yaramıyorsa, uyku, yemek sorunu, öfke patlamaları, ağlama nöbetleri yaşıyorsanız, kendinizle ilgili sürekli olumsuz algınız ve duygunuz varsa, kendinize zarar verme, intihar düşünceleriniz varsa, bunları, bu belirtileri mutlaka ciddiye alın, bir uzmandan yardım alın. Bir insanın başka bir insandan yardım alması oldukça doğaldır. Antidepresan belki bir iki gün içinde sizin iyi hissetmenizi sağlayacaktır, çok kolay ve ucuz da  olacaktır, fakat bir uzmanla -ilaç da kullanacak olsanız- iletişime geçin.

Kalıcı iyileşme sağlıklı, bilinçli bir iletişimle gerçekleşir.

Beyniniz, ruhunuzun değerini bilin ve onun sesini dinleyin, doğru çözüm için sizi o yönlendirecektir.

Size iyi geleni yine en iyi siz bilebilirsiniz, yeter ki kendinizi duymaya açık olun.

 

 

ileGülderen Kılıç

Web Sitemiz yayın hayatına başladı

Merhabalar,

Sitemiz siz değerli kullanıcıların hizmetine açılmıştır. Sitemizde psikolojiye dair makalelerimizi, yazılarımızı, öykülerimizi ve sizlerden gelen psikolojik soru ve sorunlara uzman bakış açısıyla cevaplarımızı bulabilirsiniz.

ileGülderen Kılıç

Sahte Benlikler

Sahte benlikler yaratmamızı hızlandıran, kendimizi olduğumuz gibi kabul etmemizi ve sevmemizi zorlaştıran iletişim araçlarını ve teknolojik nimetleri kullanırken kendinize bakın, ne hissettiğinize, neye ihtiyacınız olduğunu tekrar düşünün. Ben merkezli görünen bir zamanda uyaranlar insanın benliğini zorlamakta neyi niçin yaptığını bilmeden sürüklenmesine neden olmaktadır. Arada kendinize sorun, ‘ben bugün ne yapmak istiyorum?’ gelen cevaba hürmet edin, hiç olmazsa her gün bir defa bunu yapın.

Gerçek haz benliğinin ihtiyacına cevap bulduğun hazdır.

ileGülderen Kılıç

Evrenin Aynası

Acılarımdan bal süzüyorum

Ruhumun kovanlarına

Değmez mi?

Bir yudum

Gökyüzü içmeye.

Bu hayat

Hep imtihana tutuyor

Geçmek değil mesel

Kalabilen görebiliyor

Olanı biteni.

Şaşkın bakma öyle

Kelimeler arasına gizlenmiş

Gölgeleri okumadan

İçindeki boşluğa

Hep yenik düşersin.

Ne kadar biriktirirsen biriktir

Kilitli kafeslerde

Paranoyak

Bir kaybetme

Sanrısına düşersin.

Yağmur yağarken

Aç avuçlarını

Damlaların

Ellerinde buluşmasına.

Bıraktığında kendini

Evrenin aynasına

Bir sırra

Teslim et kendini.

Gördüklerini

Sakın tutma

Bir yol bul

Anlat

Düşene

Koşana.

Dur bekle

Değsin

Bin yıllık hayat

Derinlerine.

ileGülderen Kılıç

Borderline Kişilik Bozukluğu

 

Kudüs TV – ŞİFAHANE programında “Borderline Kişilik Bozukluğu” hakkında bilgiler paylaştım.

 

ileGülderen Kılıç

Çocukluk Çağı Neden Önemlidir? Çocuklukta Yaşananların Yetişkinliğe Yansımaları Nelerdir?

Sema BAYSAL ile İŞKOLİK Programı | PSİKOTERAPİST GÜLDEREN KILIÇ

Business Channel Türk kanalının İŞKOLİK programında Sema BAYSAL’ın Psikoterapi ve süreçleri hakkındaki sorularını yanıtladım.

 

ileGülderen Kılıç

İnsanın Dayanılmaz Kaygısı

Kaygı insanlık kadar eski bir duygudur. Eski çağlarda yaşamış insanlar, mağara duvarlarına çizdikleri resimlerle yaşadıkları korku ve kaygıyı bize yansıtırlar; bu resimlerde bir tehdit (mesela bir hayvan figürü), ölüm riski ve kaçan insan figürleri görürüz. Kaygının ölümle bir ilişkisi olduğunu söyleyebiliriz, fakat bu ilişki insanda nasıl gözlemlenir ve nelere yol açar ya da herkeste niye aynı biçim ve yoğunlukta olmaz?
“Kaygı ölüme meydan okuyuştur” desem, kişiyi güçsüz bırakan bir duyguyu meydan okumayla birlikte düşünmek saçma görünebilir. Ancak hayatta kalmak için tehlikeyi öngörmemizi ve tehlikeden kaçmamızı bu duygu sağlıyor olabilir mi? Hatta daha ileri gidip kaygı olmasaydı bugünkü medeniyet de olmazdı diyebiliriz. Hayatta kalma güdüsü-ölüm arasındaki çatışmadan doğan kaygı, ölümü yenmek için çabalarken uzaya gitmemize, teknolojinin hızla gelişmesine neden olmuştur. İyi mi kötü mü olduğu başka bir tartışmanın konusudur.
Dünyayla kurduğumuz ilişkinin kuşaktan kuşağa aktarıldığını düşünürsek bu kaygıdan kurtulmamız zor görünüyor, o zaman biz de açıp inceleyelim. İnsanın hayatla, toplumla kurduğu ilişki ile duygular aktarılır, çocuklukta da anne-babayla kurulan ilişki aracılığıyla duygular çocuğa aktarılır, çocuklukta aktarılan duygunun içe alımı çok yoğun ve hızlı olur. Yine çocuklukta ilişkilerle dünyayı içimize alırız, dış tehlike iç tehlikeye dönüşür. İçeri alınan insanın zihni ve duygusuyla biçim değiştirir ve karmaşık hale gelir. İçerisi dışarıya dışarısı içeriye sirayet eder, nasıl mı?
Bir köpekten korkmamız bazen hayatta kalmak içindir, bazen de dürtülerimizi taşıyamadığımız içindir; dürtünün işlenmesi, dönüştürülmesi ve simgeleştirilmesi yeterli düzeyde yapılamamaktadır. İşlenmesi en zor dürtüler saldırganlık ve cinsel dürtülerdir. Kişi bu dürtüleri nasıl kanalize edeceği, nasıl bastıracağı ve nasıl tatmin edeceği meselesiyle bazen bilinçli çoğunlukla bilinçdışı bir şekilde uğraşır. Bu uğraşma süreci hem iyidir, bir iç dünya oluşur, hem kötü, kişi bu süreçle baş edemiyorsa bir takım rahatsızlıklar oluşur; sokağa çıkamaz, yalnız kalamaz, panik-ataklar yaşar, hayat kalitesi düşer, çoğunlukla mutsuz ve huzursuzdur.
Kişi çocuklukta anne-babasının halledemediği psikolojik yükleri alır, onları dönüştürme mücadelesine devam eder, bazen bir terapistle, bazen de hayatın içinde. Ne dedik kaygı işimize çok yarayan bir duygu; öldürmüyoruz, önümüze gelenle yatmıyoruz, babamızla ya da annemizle sevişmiyoruz (çocuk hissettiği duyguları yaşadığını zanneder, yeteri kadar olgunlaşamadıysak bilinçdışı olarak biz yetişkinler de böyle inanabiliriz), her şey yolunda gidiyor(mu?), bazılarımız için evet; sınırları net, yakınlaşmaktan korkmayan, kendi duygu ve dürtülerini taşıyabilen anne-babalarla büyümüş olanlarımız için evet, fakat çoğunlukla böyle olmuyor. Anne-babalar cinsellik gibi, saldırganlık gibi dürtüleriyle baş etmekte zorlandıkları için çocuğa karmaşık mesajlar verirler ve çocuk bunlarla ne yapacağını bilemez halde bir iç dünya oluşturur, kendi dürtüleri ve anne-babadan gelen tutarsız mesajlarla büyür. İlerleyen yıllarda bu iç dünyadaki karmaşa kendini panik atak, obsesif-compulsif bozukluk, sınav kaygısı, fobiler, sosyal fobi bir çok kaygı bozukluğuyla kendini gösterir ve bu belirtilerle ancak kendine bir denge kurar, fakat bu denge çok kırılgan, kişinin sosyal hayatını ve iç huzurunu bozucu bir dengedir, yani astarı yüzünden pahalıdır.
Günümüzde sosyal medya-görsel medya gibi iletişim araçları dürtülerin direk doyulabilir olduğu mesajını bize verir; öldürmeyi, ölümü, cinselliği çıplak, işlemeden karşımıza çıkarır. İçimizdekini dışarıda buluruz, dışarıdakini içimizde, sınırlarımızda iyi yapılanmadıysa kim kimle sevişti, kim kimi öldürdü birbirine geçer. İyi yapılanmamış bir iç dünya dışarıdan gelen uyarıcıların etkilerine diğerlerine göre daha açıktır. Güncel tetikleyicilerle birlikte maruz kalınan dürtüsel baskıyla zihin karışır ve bu yoğun baskıdan uzaklaşmak için kişi ya eyleme geçer ya da bastırmak için yollar arar; nedenini bilmediği köpek korkusu olur, dışarı çıkmaktan veya yalnız kalmaktan korkar, ortada bir sebep yokken panik ataklar yaşar. Fakat, bastırma süreci başarılı ve sağlıklıysa üretkenlik, yaratıcılık ve işlevsellikle kendini gösterir.
Çağı yaşıyoruz, anne-babalarımızı seçemiyoruz, tek seçenek kalıyor ruhsal özgürlük; farkında ve seçici olarak dünyaya uyum sağlamak, anı yaşamaktan geri durmamak, geçmişi anılara bırakıp geleceği yapılandırmak.
Sevgi ve huzurla kalın.